Reklam Engelleyici

Sanırım bir reklam engelleyici kullanıyorsunuz gibi.

Eğer geçici olarak durdurursanız reklamlar görünecektir. Anlayışınızdan dolayı teşekkür ederiz.

Tahsin MELAN
Genel İçerik

Hasetlik ve Fesatlık Denen İllet…

Neler çektin haset ve fesat kişilerin elinden, dilinden…

Değerli dostlar sizinle paylaşmak istediğim ibretlik bir konu var. Bu konu insan nefsinin dışa vurumdaki en çirkin yönü olsa gerek: Hasetlik ve fesatlık…

Bildiğiniz gibi mesleğim gereği yazarım, çizerim, doğru bildiklerimi aktarır, yeri gelir eleştiririm. Tüm bunları yaparken de kimsenin hakkına hâlel getirmeden, kırıcı olmadan, yapıcı bir üslûp kullanmaya özen gösteririm. Yeri gelince kırıcı olduysam onurumla özür dilemesini de bilirim. Çok şükür bunca yıldır en ufak bir açığım, eleştirilecek bir hadsizliğim olmadı. Yazdıklarımı, sözlerimi ve düşüncelerimi her zaman yalın bir şekilde sizinle paylaştım.

Şimdi gelelim, neden hasetlik ve fesatlık konusunu açtığıma: Uzun zamandır bunları yazmak istedim ama belki yanılıyorum, şeytan beni, daha doğrusu nefsimi sürekli dürtse de kimsenin vebalini almayayım diye konudan uzak duruyordum. Fakat yaşadığım son olaylar -maalesef- ne kadar haklı olduğumu bir kez daha ortaya serdi ve “Artık yeter!” diyerek sizinle de paylaşmak istedim.

Eminim anlatacaklarımı aynen yaşayanlarınız vardır ve aynı duygularla dolmuşsunuzdur. Yazacaklarım sizin yaşadıklarınıza ve duygularınıza da tercüman olacaktır diye düşünüyorum.

Onca paylaşım yaparsınız, onca yazı yazarsınız, güzellikler ortaya sermeye çalışırsınız sonuçta samimi ve tarafsızlık gözüyle değerlendirenler sizi beğenir ya da beğenmez. Ama şöyle veya böyle kişilerin varlığını, sıklıkla olmasa da zaman zaman farklı paylaşımlarınızdaki ilgisinden anlarsınız ki bu da size değer verdiğinin göstergesidir. Öte yandan âdeta sinsice sizi takip edenlerin varlığını da bilirsiniz… Onlar âdeta sizin bir açığınızı arama sevdasındadır. “Ne yapsam, ne etsem de bir bulaşsam.” dercesine pusuda beklerler ve hiç ummadığınız anda ve yerde karşınıza çıkıverirler. Basit ve inanılmaz yorumlarla sizi farklı bir yöne çekmeye çalışırlar. Ya buna gülüp geçersiniz ya da “Neden buna gerek duyarlar?” diye düşünür, hatta insan olarak üzülürsünüz. Neden buna gerek duyarlar, neden yaparlar anlamak mümkün değildir. Buna rağmen kesinlikle normal bir insanın ruh halini yansıtan bir durum olmadığı ortadadır. Belki sizin yaptıklarınızı yapamamanın verdiği eziklik de diyebiliriz. Ya da çok basit bir söylemle “kıskançlık.” Oysa sizin onunla hiçbir alıp veremediğiniz yoktur. Bunun nedenini de anlamakta zorlanırsınız, anlayamazsınız.

Uzun zaman bunları düşündüm. Çok da üzüldüğüm anlar oldu. Artık düşünmüyorum ve gülüp geçmeye, o zihniyetteki kişileri ciddiye almamaya özen gösteriyorum. Size de önerimdir. Aksi halde konu dallanıp budaklanır ve daha çok üzülürsünüz. Sizin üzüldüğünüzü hisseden karşıdaki densizin istediği de budur. Sizin bu halinizden anlamsız bir şekilde büyük haz alacağı kesindir. İstediği de budur zaten. Sizi kızdırmak, kaleminizden olmayacak ifadelerin, size yakışmayan sözcüklerin, tanımların dökülmesi ve bunu gören diğer okuyucuların gözünde değersizleşmeniz. Onun bu tuzağına -zor da olsa- düşmemeye gayret edin lütfen.

Bu doğrultuda bana yapılan bir eleştiriyi de anlatmak isterim: Konu Suna Gelin Destanı adlı eserimle ilgili. Bilenler, lûtfedip okuyanlar bilir. Bu destan 255 dörtlükten oluşmaktadır. Ki bu özelliği ile Türk edebiyatının nadir olan eserlerinden biri olma şerefine ermiştir. Konunun uzmanları bunca dörtlükte sağlanan konu bütünlüğü ve akışın yansıtılmasındaki özeni ve (mütevazı olmayacağım) ustalığı takdirle dile getirmişlerdir. Oysa işi edebiyatla ilgisi olmayan birisi kalkıyor beni “Çok uzun yazmışsın. Bu kadar uzatmaya ne gerek vardı?” diye eleştirmeye kalkışıyor. Bu da yetmezmiş gibi çizmeyi daha da aşıyor ve dörtlüklerde çelişkilerin, vezinlerde hataların olduğunu söyleme gafletinde bile bulunuyor. Oysa ki benim bu konudaki özenimin farkında bile değil. 255 dörtlüğün -ara şiirler hariç- tamamı istisnasız 6+5=11 kalıbıyla yazılmıştır. Kafiyelerde genellikle tam, zengin ve zaman zaman da yarım kafiye gündeme gelmiştir. Cinaslı ve tunç kafiyeler, dizelerde kendi içinde sanatını bariz bir şekilde ortaya koymuştur. Sanırım bu âkil(!) arkadaş bu sanatları anlamamış olmalı ki ard arda aynı kafiye düzenini ya da sözcükleri kullandığımı görünce bunu araz olarak değerlendirmiş. Bir-iki örnek vermek istiyorum:

Bildiğiniz gibi tunç kafiye bir sözcüğün eş değerdeki kafiyeli sözcüğün içinde aynen geçmesidir.

Güreşler düğünde gözde oyundu
Kör Şakir’in Teke başa soyundu
Pehlivanlar için ödül koyundu
Peşrevler çekildi Hamza’ya doğru

Örnekte görüldüğü gibi “oyun” sözcüğü diğer dizelerdeki kafiyeli sözcüklerin içinde aynen yer almaktadır. Kaldı ki 3 dizede olmak gibi bir kural kesinlikle yoktur. İki sözcük arası uygulama yeterlidir.

Cinaslı kafiye ise çok daha farklı olup sözcüklerin yazılışlarının aynı fakat anlamlarının farklı olmasına dayanan bir sanattır.

Günler aylar geçti olan oluyor
Sanmayın ki Suna gelin soluyor
Daha gonca iken erken soluyor
Gözün dikmiş kara toprağa doğru

Örnekte de görüldüğü gibi “soluyor” sözcüğü arka arkaya iki dizede de yar almaktadır. Yazılışları aynı olmasına karşın ilkinde “solumak, nefes almak” anlamı yansıtırken diğer dizedeki sözcük tamamen farklı bir anlamda “solmak, çiçeğin solup kuruması” anlamında kullanılmıştır.

Haliyle bu sanat yansımasını bilmekten aciz olanlar, bu kafiye düzenine sıkılmadan ve dahi  haddini aşarak dil uzatma cür’etinde bulunabilirler, normaldir. Bu kişi belki şu örneği baz alarak:

Tutuştu yüreği sanki nâr gibi
Gözleri boşaldı kor yağar gibi
Anadan ayrılan yavrular gibi
Yaktı ağıdını dağlara doğru

“İlk iki dizede geçen “gibi” sözcüklerinin yazılışı da aynı, görevi de aynı. İşte hatayı yakaladım. Bu kafiye düzeni hatalı, kötü…” diye düşünmüş de olabilir. Oysa “kafiye” ile “redif” farkını bilseydi bu basit söylemi sarf etmezdi. Herkesin bildiği gibi burada “gibi” sözcükleri redif olup esas kafiye önceki “nar” ve yağar” sözcüklerinde yansıtılmıştır.

Her şey bir yana, velev ki benim eserimi beğenmedin, yazdıklarım seni ilgilendirmiyor ve senin için bu ilgi zaman kaybıysa neden onca zahmete katlanıp türlü çıkmazlara sapıyorsun dostum. Yapma lütfen, uyma şu kör şeytana! O hem içindeki fesatlığı, haset duygularını kabartıyor hem de seni zavallı, acınacak bir duruma düşürüyor. Seni zorlayan mı var? Sana “Ne olursun gel yazdıklarımı mutlaka oku, incele, yorumunu yaz!” diyen mi var? Asla… Lütfen çizmeyi aşma! Benden uzak dur, bana onurdur.

Allah cümlemizi şeytanın şerrinden ve ona kulluk edenlerin nefsinden uzak tutsun.

Tahsin MELAN

20,04.2023

****

(Büyük boy görüntü için tıklayınız!)

Suna Gelin Destanı (e-kitap olarak sunumu)

 

Please follow and like us:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

tahsinmelan@gmail.com
https://www.youtube.com/channel/UCJQiDcLkcZOvHI2rdl3-pIw
https://www.youtube.com/channel/UCJQiDcLkcZOvHI2rdl3-pIw
https://www.instagram.com/tahsin.melan/
WP Radio
WP Radio
OFFLINE LIVE